LogoTestSever
SorularDashboard
TestSever LogoTestSever

KPSS, AGS ve merkezi sınavlara hazırlanan adaylar için yeni nesil soru bankası, deneme sınavları ve akıllı performans analizi platformu.

Hızlı Bağlantılar

  • Sınavlar & Konular
  • Soru Bankası
  • Premium & Fiyatlar

Kurumsal & Yasal

  • Gizlilik ve Çerezler
  • Kullanım Koşulları
  • İletişim & Destek

© 2026 TestSever. Tüm hakları saklıdır.

Türkiye•destek@testsever.com

Geri
Sınavlar>KPSS>Genel Yetenek>Türkçe>Sözcükte Anlam

Sözcükte Anlam

50 soru bulunuyor.

DurumSoru AdıZorluk
1.
Edebî metinler, çağının tanıklığını yaparken toplumsal hafızayı diri tutma (canlılığını koruma) (I) işlevini üstlenir. Yazar, kurguladığı evrende bireyin açmazlarını derinlemesine irdelerken (ayrıntılarıyla araştırırken) (II) geleneksel anlatı kalıplarını bütünüyle boşa çıkarmaz (işe yaramaz kılmaz) (III). Aksine, geçmişin birikiminden el aldığını (yardım ve icazet gördüğünü) (IV) hissettirerek okura tanıdık pencereler açar. Ne var ki son dönem eleştirmenleri, metindeki bu tarihsel bağı ve estetik sürekliliği çoğu zaman göz ardı etmekte (vazgeçmekte) (V), eseri yalnızca güncel tartışmaların ışığında tüketmektedir. Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı, ayraç içindeki açıklamayla uyuşmamaktadır?
Orta
2.
Sanatçının dili kullanmadaki ustalığı, yalnızca sözcük dağarcığının zenginliğiyle değil; o sözcükleri bağlamın gerektirdiği duygu değerleriyle ---- becerisiyle de doğrudan ilişkilidir. Nitekim sıradan bir sözcük bile usta bir kalemin elinde daha önce hiç duyulmamış çağrışımlar kazanarak okurun zihninde derin yankılar ---- potansiyeline sahiptir. Bu parçada boş bırakılan yerlere düşüncenin akışına göre sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Orta
3.
(I) Modern birey, gün boyu durmaksızın akan bilgi selinin ortasında zihinsel bir yorgunluk yaşamaktadır. (II) Dijital ekranların yaydığı parıltılar arasında derinleşmek, bir fikrin peşinde sabırla yürümek neredeyse imkânsızlaşmıştır. (III) Hız çağının bu telaşlı ritmi, okuma alışkanlıklarımızı da kökten dönüştürmüş durumdadır. (IV) Artık sayfalar dolusu çözümlemeler yerine birkaç dakikalık hap bilgilere, yüzeysel aforizmalara yöneliyoruz. (V) İşte böylesi bir hengâmede sahici bir edebiyat yapıtı, okurun zihnini pürüzsüz bir yolda kaydırmak yerine onun düşünce patikalarına çakıl taşları dökmelidir. (VI) Çünkü rahatını bozmayan, adımlarını yavaşlatıp dönüp geriye baktırmayan bir metin kalıcı bir iz bırakamaz. (VII) Büyük yazarlar, okuruna konforlu koltuklar vaat etmez; aksine onları tedirgin ederek sarsıcı bir uyanışa çağırır. Bu parçadaki altı çizili sözle ("düşünce patikalarına çakıl taşları dökmek") anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Zor
4.
Yazarın son romanındaki üslup tercihleri, eleştirmenler tarafından bir gerileme olarak nitelendirildi. Oysa onun ilk yapıtlarında sergilediği o girift kurgu ve dil zenginliği, genç kuşak romancılar için daima bir esin kaynağı olmuştu. Bu parçadaki altı çizili sözün ("girift") cümleye kattığı anlamı karşılayabilecek bir kullanım aşağıdakilerin hangisinde vardır?
Orta
5.
Bir sözcüğün benzetme amacı güdülmeksizin parça-bütün, iç-dış, sanatçı-eser, yer-insan gibi ilgilerle başka bir sözcük yerine kullanılmasına ad aktarması (mecaz-ı mürsel) denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yer alan ad aktarması, "iç-dış" ilişkisiyle kurulmuştur?
Kolay
6.
(I) Bilim insanı, doğadaki yasaları incelerken her türlü öznel yaklaşımdan arınarak olguları olduğu gibi kaydetmek mecburiyetindedir. (II) Deney tüplerine ve mikroskop camlarına yansıyan gerçeklik, araştırmacının şahsi beklentilerinden bağımsızdır. (III) Oysa bir edebiyatçı için dış dünya, yalnızca ham bir malzemedir; o, bu malzemeyi kendi duygu ve sezgi potasında eritir. (IV) Şair, nesnel evrenin somut sınırlarını aşarak sözcüklere kişisel deneyimlerinin rengini verir. (V) İşte bu sebeple edebî bir metinde dile getirilen keder, hiçbir fiziksel ölçüm aletiyle tespit edilemeyen büsbütün özgül bir titreşimdir. Bu parçadaki altı çizili sözcüklerden hangisi "nicel" anlamlıdır?
Orta
7.
Somutlama; soyut, kavranması zor bir duygu veya düşüncenin, somut bir varlık veya eylem aracılığıyla görünür ve anlaşılır kılınmasıdır. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soyut bir kavram somutlama yoluyla aktarılmıştır?
Orta
8.
Organ adları veya insana özgü nitelikler doğadaki nesnelere aktarılarak yakıştırma yoluyla yan anlam oluşturulabilir. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi bu yolla "yan anlam" kazanmıştır?
Kolay
9.
(I) Tarihî roman yazarı, geçmişi bugüne taşırken bir belge memuru gibi hareket edemez. (II) Şayet yazar, arşivlerde bulduğu vesikaları olduğu gibi metne aktarırsa ortaya sanatsal bir yapıt değil, kuru bir kronik çıkar. (III) Roman sanatçısı, geçmişin solgun sayfalarına kendi muhayyilesinin can suyunu dökmeli, tarihin sessiz figürlerine ses vermelidir. (IV) Ne var ki günümüzün kimi popüler romancıları, dönemin ruhunu yakalamak yerine şablonlaşmış tipleri parlatarak (I) okuru oyalamayı tercih ediyor. (V) Oysa gerçek ustalar, kahramanlarının iç dünyasını nakış gibi işlerken (titizlikle ve özenle yapılandırırken) (II) dilin tarihsel dokusunu da zedelemezler (zarar vermezler) (III). (VI) Tarihsel döneme ait kavramları eğip bükmeden (özünü değiştirmeden) (IV) bugünün estetik anlayışıyla harmanlamayı başarırlar. (VII) Böylece metin, geçmişle bugün arasında köprü kurarak güncelliğini yitirmez (zamana yenik düşmez) (V). Bu parçadaki numaralanmış altı çizili sözlerden hangisinin anlamı parantez içindeki açıklamayla örtüşmez?
Orta
10.
Bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlama gelebilecek biçimde kullanılmasına ancak asıl kastedilenin mecaz anlam olmasına kinaye (değinmece) denir. Aşağıdaki dizelerin hangisinde kinayeli bir anlatım vardır?
Orta
11.
(I) Bilimsel düşüncenin en belirgin vasfı, ulaştığı sonuçları mutlak ve değişmez dogmalar olarak görmemesidir. (II) Zira her yeni bulgu, mevcut kuramların sınırlarını zorlama ve gerektiğinde onları yeniden ---- zorunluluğunu beraberinde getirir. (III) Eğer bir bilim insanı kendi öne sürdüğü tezlere körü körüne bağlanırsa araştırmanın doğasında var olan eleştirel şüphecilik yerini tutuculuğa bırakır. (IV) Oysa bilimin ilerlemesi, yerleşik kabullerin sarsılmasından ve alternatif bakış açılarının tartışmaya ---- çekinilmemesinden beslenir. (V) Nitekim tarihteki büyük bilimsel sıçramalar, bilinen doğruların sorgulanarak bilimin ufkunu ---- cesareti gösteren öncüler sayesinde gerçekleşmiştir. Bu parçada boş bırakılan yerlere düşüncenin akışına göre sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Orta
12.
(I) Sanat eleştirisi, yalnızca bir eserin eksik ve kusurlu yanlarını listeleyen kuru bir yargıçlık makamı değildir. (II) Gerçek bir eleştirmen, metnin kılcal damarlarına sızarak yazarın dünyayı algılama biçimini çözümlemeye çalışır. (III) Bunu yaparken de ne kör bir hayranlığın esiri olur ne de haksız bir yermenin gölgesine sığınır. (IV) Eleştirmenin asıl görevi, yapıtın sunduğu estetik evrene fener tutarak okura metnin alt katmanlarında saklı anlam odalarını gezdirmektir. (V) Fakat günümüzün kimi eleştiri yazıları, metni bütünüyle kavramak yerine yazarın kişiliğine odaklanarak edebiyat dünyasında gereksiz polemiklere yol açmaktadır. (VI) Oysa bir yapıtı yazarının biyografisine hapsetmek, o yapıtın kanatlarını kırmaktan başka bir anlama gelmez. Bu parçadaki altı çizili sözle ("metnin kılcal damarlarına sızmak") anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Zor
13.
Sözcüklerin bilim, sanat, meslek, spor veya felsefe gibi belirli bir uzmanlık alanına özgü kavramları karşılaması durumuna terim anlam denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "terim anlamlı" bir sözcük kullanılmamıştır?
Kolay
14.
Türkçede bir sözcüğün birden fazla kavramı karşılayacak şekilde farklı anlamlar kazanmasına "çok anlamlılık" denir. "Açmak" sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde "bir kuruluşu, bir işletmeyi çalışır duruma getirmek, hizmete sunmak" anlamında kullanılmıştır?
Kolay
15.
Eş adlılık (sesteşlik); yazılış ve okunuşları aynı, anlamları ve kökenleri birbirinden tamamen farklı olan sözcükler arasındaki ilişkidir. Çok anlamlılıkta ise tek bir kökten türeyen veya anlam genişlemesiyle birbirinden türemiş anlam birimleri söz konusudur. Ancak dilde zamanla anlam birimlerinin birbirinden büsbütün uzaklaşması sonucu aynı kökten gelen sözcükler sözlüklerde ayrı madde başı olarak gösterilerek eş adlı duruma gelebilmektedir. Buna göre aşağıdaki altı çizili sözcük çiftlerinden hangisi aralarında hiçbir kök ve anlam bağı bulunmayan "gerçek bir eş adlılık (sesteşlik)" örneğidir?
Zor
16.
Bir duyu organıyla algılanabilen bir özelliğin, başka bir duyu organına ait bir kavram için kullanılmasına "duyular arası aktarma" denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde duyular arası aktarmaya örnek bir kullanım vardır?
Orta
17.
Deyim aktarmaları; insandan doğaya, doğadan insana, doğadan doğaya veya duyular arası aktarma biçiminde gerçekleşebilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "doğadan insana aktarma" yapılmıştır?
Orta
18.
Söylenmesi kaba, çirkin veya uğursuz sayılan bazı kavram ve durumların, dinleyicide kötü çağrışımlar uyandırmayacak daha zarif ve nezaketli sözlerle ifade edilmesine "güzel adlandırma" denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde güzel adlandırmaya örnek bir kullanım vardır?
Orta
19.
Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir varlık veya kavramın, birden fazla sözcükle kalıplaşmış bir ifadeyle belirtilmesine dolaylama denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde dolaylama yapılmamıştır?
Kolay
20.
Bir kimseyi iğnelemek, yermek veya onunla alay etmek amacıyla bir sözün tam tersi anlama gelecek şekilde kullanılmasına tariz (dokundurma) denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde tarizli bir anlatım vardır?
Kolay
21.
Deyimler, kalıplaşmış söz öbekleridir. Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri değiştirilemeyeceği gibi, bir sözcüğün yerine onun eş anlamlısı dahi getirilemez; aksi takdirde anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu kurala uyulmamasından kaynaklanan bir anlatım kusuru vardır?
Orta
22.
(I) Yeni bir işe başlarken hedeflerimizi gerçekçi bir zemine oturtmak, hayal kırıklıklarını en baştan önler. (II) Ancak kimi çalışanlar daha ilk günden yöneticilerin gözünü boyamak (I) için olağanüstü bir çaba sarf eder. (III) Kimi zaman da işler yolunda gitmediğinde hatayı başkalarında arayıp tereyağından kıl çeker gibi (II) kenara çekiliverirler. (IV) Oysa başarı; zorluklar karşısında yılmadan, canını dişine takarak (III) çalışmayı ve ekip ruhunu korumayı gerektirir. (V) Mesai arkadaşlarının gayretini görmezden gelip onların ayağını kaydırmaya (IV) kalkanlar ise eninde sonunda yalnız kalır. (VI) Nitekim tecrübeli yöneticiler, işini hakkıyla yapan personeli el üstünde tutarak (V) çalışma ortamında adaleti sağlar. Bu parçadaki numaralanmış deyimlerden hangisi, bulunduğu cümlenin anlamına "uygun düşmemektedir"?
Zor
23.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde verilen durum, ayraç içindeki deyimle uyuşmamaktadır?
Orta
24.
İkilemeler; aynı sözcüğün tekrarıyla, eş veya yakın anlamlı sözcüklerle, karşıt anlamlı sözcüklerle, biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle veya iki anlamsız sözcükle kurulabilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yer alan ikileme, "biri anlamlı biri anlamsız" sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşturulmuştur?
Orta
25.
İkilemeler cümle içerisinde isim, sıfat veya zarf görevinde kullanılabilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ikileme, diğerlerinden farklı bir görevde kullanılmıştır?
Orta
26.
Atasözlerinin büyük çoğunluğu mecaz anlamlı olmakla birlikte, doğrudan doğruya gerçek anlamıyla öğüt veren atasözleri de vardır. Aşağıdaki atasözlerinden hangisi "tamamen gerçek anlamlıdır"?
Kolay
27.
Toplumun ortak yaşam deneyimlerinden süzülüp gelen bazı atasözleri, farklı durumlara ve bakış açılarına bağlı olarak birbirine karşıt (çelişen) anlamlar taşıyabilir. Aşağıdaki atasözü çiftlerinden hangisi anlamca birbirine karşıttır?
Orta
28.
Aşağıdaki atasözlerinden hangisi "İki karpuz bir koltuğa sığmaz" atasözüyle aynı doğrultudadır?
Kolay
29.
(I) Şiir, yalnızca estetik haz veren ses oyunlarından ibaret bir uğraş değildir. (II) Şair, yaşadığı çağın tanığı olarak toplumun acılarına, sevinçlerine ve çelişkilerine ses vermek zorundadır. (III) Fildişi kulesine kapanıp kendi iç dünyasının yankılarıyla yetinen bir sanatçı, günün sonunda kendi sesine hapsolur. (IV) Oysa gerçek ustalar, sokaktaki insanın nefesini dizelerine taşırken edebiyatın sınırlarını da genişletir. (V) Kitlelerle sahici bir bağ kuramayan hiçbir metin, zamanın paslandırıcı etkisine direnemez. (VI) Zaman, yapay parıltıları hızla süpürürken geride sadece insan ruhunun derinliklerine temas eden yapıtları bırakır. Bu parçadaki altı çizili sözle ("fildişi kulesine kapanmak") anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Orta
30.
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmamıştır?
Kolay
31.
Sözcüklerin eş anlamlılığı, cümledeki bağlama sıkı sıkıya bağlıdır. Bir sözcüğün sahip olduğu eş anlamlı, başka bir cümlede onun yerini tutamayabilir. Örneğin "kara saç" tamlamasında 'kara' yerine 'siyah' getirilebilirken "kara bahtım" ifadesinde 'siyah' sözcüğü kullanılamaz. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcüğün yerine ayraç içindeki eş anlamlısı getirildiğinde cümlenin anlamı bozulur?
Orta
32.
Aralarında ortak anlam bağı bulunmasına rağmen tam olarak birbirinin yerini tutamayan, aralarında küçük anlam farkları (nüanslar) olan sözcüklere "yakın anlamlı sözcükler" denir. Bu sözcüklerin birbirinin yerine kullanılması anlatım pürüzlerine yol açabilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yakın anlamlı sözcüklerin birbirinin yerine kullanılmasından doğan bir anlatım kusuru vardır?
Orta
33.
Bir sözcüğün olumsuzu, onun zıt (karşıt) anlamlısı değildir. Zıt anlamlılık, anlamca birbiriyle çelişen, birbirinin tam karşıtı iki ayrı kavramı ifade eder. Örneğin "gelmek" sözcüğünün zıttı "gelmemek" değil, "gitmek"tir. Buna göre aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük çifti "karşıt anlamlılık" oluşturmaz?
Kolay
34.
Sözcükler kapsam alanlarına göre genel veya özel anlamlı olabilir. Bir türün bütününü karşılayan sözcükler genel, o türe ait belirli bir nesneyi veya alt türü karşılayanlar ise özel anlamlıdır. Sözcüklerin sıralanışıyla genelden özele ya da özelden genele bir anlatım yolu izlenebilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "özelden genele" doğru bir sıralama söz konusudur?
Orta
35.
Genel anlamlı bir sözcük, cümle içinde tek bir varlığı veya somut bir nesneyi belirtecek şekilde kullanıldığında "dar (özel)" anlam kazanır. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "kitap" sözcüğü "türün tamamını kapsayacak biçimde genel anlamda" kullanılmıştır?
Kolay
36.
Nicel anlamlı sözcükler; varlıkların sayılabilen, ölçülebilen ve derecelendirilebilen özelliklerini bildirir. Nitel anlamlı sözcükler ise varlıkların nasıl olduğunu, biçimini, rengini ve durumunu yani ölçülemeyen özelliklerini ifade eder. Nicel anlamlı bir sözcük, cümledeki kullanıma bağlı olarak nitel anlam kazanabilir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük "nicel anlamlıyken nitel anlam" kazanmıştır?
Orta
37.
Anlam daralması; bir sözcüğün geçmişte geniş bir anlama sahipken veya birden fazla varlığı karşılarken zamanla bu anlamlarından bazılarını yitirerek daha sınırlı ve dar bir kavramı karşılar hâle gelmesidir. Örneğin Eski Türkçede her türlü canlı hayvan yavrusunu veya kız-erkek çocuğunu karşılayan "oğul" sözcüğü, Türkiye Türkçesinde sadece "erkek evlat" için kullanılmaktadır. Aşağıdakilerden hangisinde anlam daralmasına uğramış bir sözcük vardır?
Zor
38.
Anlam genişlemesi; bir sözcüğün başlangıçta dar ve özel bir kavramı karşılarken zamanla anlam alanının genişleyerek başka kavramları da içine almasıdır. Örneğin başlangıçta yalnızca güreş gibi belirli sporlarda kazanılan paye için kullanılan 'ödül' sözcüğü, günümüzde bilim, sanat ve edebiyat gibi her alandaki mükâfatı kapsayacak şekilde genişlemiştir. Aşağıdakilerden hangisi "anlam genişlemesine" örnek olarak gösterilemez?
Zor
39.
Tarihsel süreçte hoş karşılanmayan, kötü veya olumsuz bir anlam taşıyan bir sözcüğün zaman içinde saygın, olumlu ve övücü bir anlam kazanmasına "anlam iyileşmesi" denir. Bunun tersine, olumlu veya nötr bir sözcüğün zamanla olumsuz, ürkütücü bir anlam kazanmasına ise "anlam kötüleşmesi" adı verilir. Buna göre aşağıdaki durumların hangisinde bir "anlam kötüleşmesi" gerçekleşmiştir?
Orta
40.
(I) Edebiyat kuramcıları, bir romanın başarısını kurgusal bütünlük ve üslup tutarlılığı üzerinden değerlendirir. (II) Ancak kimi metinler vardır ki bütün teknik kusurlarına rağmen okurun yüreğinde derin yarıklar açar. (III) Çünkü bu metinlerin ardında biçimsel cambazlıkların ötesine geçen sahici bir insan çığlığı yatar. (IV) Büyük yazarlar, kelimeleri birer süs eşyası gibi parlatmak yerine onları hayatın çamuruna batırarak biçimlendirirler. (V) İşte bu samimiyet, okur ile yazar arasındaki görünmez cam fanusu kırarak onları aynı duygu evreninde buluşturur. (VI) Sanatın asıl dönüştürücü gücü de bu dupduru ve yapmacıksız temas anında açığa çıkar. Bu parçadaki altı çizili sözle ("aralarındaki görünmez cam fanusu kırmak") anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Zor
41.
(I) Modern edebiyat kuramları, metnin anlamını yazarın niyetine hapsetmenin (sınırlandırmanın) (I) eserin çok sesliliğine darbe vurduğunu savunur. (II) Zira bir metin kamusal alana çıktığı andan itibaren kendi özerk varlığını kazanır (bağımsız bir kimliğe kavuşur) (II). (III) Okur, metinle kurduğu diyalogda yazarın zihnini değil, kendi deneyimlerini işe koşarak (harekete geçirerek) (III) anlamı yeniden üretir. (IV) Eleştirmenin görevi de yazarın hayat hikâyesine takılıp kalmak yerine metnin dokusunda saklı göstergeleri deşifre etmek (çözümleyip açığa çıkarmak) (IV) olmalıdır. (V) Ancak bazı akademisyenler, bu kuramsal yaklaşımı son dönemde bütünüyle kanıksamış (kabullenemeyip tepki göstermiş) (V) ve geleneksel biyografik yönteme sığınmayı sürdürmüştür. Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı, ayraç içindeki açıklamayla uyuşmamaktadır?
Orta
42.
(I) Çeviri eylemi, iki farklı dil sistemi arasında yalnızca sözcük alışverişi yapmakla sınırlı mekanik bir süreç değildir. (II) Her dil, içinde doğup geliştiği kültürün dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimini ---- eşsiz bir zihinsel haritadır. (III) Bu sebeple bir dildeki deyimi, mecazı veya kültürel kodları başka bir dile aktarırken sadece sözlük karşılıklarına bağlı kalmak metnin ruhunu ---- yol açar. (IV) Başarılı bir çevirmen, kaynak dildeki estetik titreşimleri erek dilde yeniden var edebilmek için her iki dilin de kültürel derinliğine ---- mecburiyetindedir. Bu parçada boş bırakılan yerlere düşüncenin akışına göre sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Orta
43.
(I) Klasik bir yapıtı tekrar tekrar okumak, her defasında aynı nehirde farklı sularla yıkanmak gibidir. (II) Çünkü metin aynı kalsa da zaman içinde okurun zihinsel bagajı, yaşam tecrübesi ve estetik duyarlılığı değişir. (III) Yirmi yaşında altını çizdiğiniz bir cümlenin kırk yaşında apayrı bir anlam kazanması bundandır. (IV) Nitelikli yapıtlar, okurun her gelişim evresinde ona yeni kapılar aralar ve kendini hiçbir zaman tüketmez. (V) İşte bu yüzden büyük metinler, zamanın yıpratıcı akışına meydan okuyarak daima genç kalabilen soluğu tükenmeyen maraton koşucularıdır. Bu parçadaki altı çizili sözle ("soluğu tükenmeyen maraton koşucusu") klasik yapıtların hangi özelliği vurgulanmak istenmiştir?
Zor
44.
Yazarın son denemelerinde sergilediği o tekdüze ve yeknesak anlatım, okurların dikkatini çekmekten uzak kalmış; metin baştan sona kendini tekrar eden bir döngüye hapsolmuştur. Bu parçadaki altı çizili sözün ("yeknesak") cümleye kattığı anlamı karşılayabilecek bir kullanım aşağıdakilerin hangisinde vardır?
Orta
45.
Somutlama yapılabilmesi için temelinde mutlaka soyut bir kavramın bulunması ve bu kavramın somut bir nesne veya eylemle algılanabilir kılınması gerekir. Şayet bir benzetmede hem benzeyen hem de kendisine benzetilen varlık somutsa burada somutlama değil, yalnızca klasik bir benzetme söz konusudur. Buna göre aşağıdaki dizelerin hangisinde "somutlama yapılmamıştır"?
Zor
46.
"Geçmek" sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde "etkisini yitirmek, geride kalmak, son bulmak" anlamında kullanılmıştır?
Kolay
47.
Deyimler arasında da sözcüklerde olduğu gibi karşıt (zıt) anlamlılık ilişkisi bulunabilir. Aşağıdaki deyim çiftlerinden hangisi anlamca birbirine karşıttır?
Orta
48.
Doğadaki cansız varlıkların, hayvanların ya da makinelerin çıkardığı seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere "yansıma sözcük" denir. Bir sözcüğün yansıma olabilmesi için kökeninde mutlaka işitme duyusuna dayalı somut bir ses bulunmalıdır; görme ya da duyguya dayalı durumlar yansıma kabul edilmez. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde yansımadan türemiş bir sözcük kullanılmamıştır?
Orta
49.
Edebiyat ve dil biliminde terimler, ait oldukları bilim veya sanat dalının kavramlarını eksiksiz karşılar. Örneğin anlambilim ve mantıkta bir önermenin doğruluk değeri belirlenirken matematiksel sembollerden ve mantıksal dillerden yararlanılır. Bir araştırmacı, Türkçedeki kelime hazinesinin genişleme hızını incelemek amacıyla ttt zamanı (yıl) temsil etmek üzere yeni türetilen sözcük sayısını S(t)=50t+120S(t) = 50t + 120S(t)=50t+120 bağıntısıyla modellemiştir. Bu modelde geçen terimlerle ilgili olarak yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi, "terim anlamlı sözcük" içermez?
Kolay
50.
(I) Eleştirmen, incelediği yapıtı değerlendirirken sadece metnin yüzeyindeki olay örgüsünü özetlemekle yetinirse görevini layıkıyla yapmış sayılmaz. (II) Zira edebî bir eserin asıl gücü, satır aralarında gizlenen örtük iletilerde ve yazarın dil işçiliğinde yatar. (III) Eğer eleştirmen, metne ideolojik bir gözlükle yaklaşır ve peşin hükümleriyle karar verirse yazarın kurduğu estetik evreni ıskalamış olur. (IV) Oysa sahici bir eleştiri, nesnel ölçütleri elden bırakmadan metnin hem güçlü damarlarını hem de tökezleyen yönlerini adaletle tartmalıdır. (V) Nitekim tarafsız ve derinlikli bir çözümleme, yalnızca okura kılavuzluk etmekle kalmaz, edebiyat ortamının çıtasını da yukarılara taşır. Bu parçadaki altı çizili sözle ("metne ideolojik bir gözlükle yaklaşmak") anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Zor